İstanbul, Türkiye +90 (212) 283 22 95

Hayallerin Hayat Bulduğu Yer

Motokros
Motokros

Cum Ara, 20 by Administrator

MOTOKROS 1930’lu yıllarda...

Kite Surfing/Uçurtma Sörfü
Kite Surfing/Uçurtma Sörfü

Cum Ara, 20 by Administrator

KİTE SURFİNG-UÇURTMA SÖRFÜ...

Kaykay
Kaykay

Cum Ara, 20 by Administrator

KAYKAY SPORU Tahta parçalarına...

Tüm Blog girişlerini görüntüleyin →

Ahşap Sanatı

Posted on Pzt Eki, 20 by M.İlker AKIN

Ahşap Sanatı

AHŞAP SANATI

Ahşap sanatları, Dünyadaki pek çok kültürde çağlar boyunca sanatsal akımlarla şekillenen, gündelik kullanım eşyasından işlevsel yapılara kadar her alanda görülen bir sanat dalıdır. Geleneksel Türk sanatları açısından Orta Asya’daki Türklerle başlar; Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerindeki sanat anlayışları doğrultusunda gelişir. Günümüze ulaşan ahşap örnekler arasında, dinî ve sivil mimaride kullanılan çok farklı yapı ve dekorasyon malzemeleri bulunur. Bunların en önde gelenleri minber, kürsü, rahle, Kur’an muhafazası, korkuluk, pencere-kapı kanadı, saçak, tavan kirişi, sütun, sütun başlığı, tavan göbeği, çerçeve, kavukluk, lambalık, paravan, sehpa, masa, sandalye, kutu, çekmece ve benzerleridir.

Ahşap işlerinde kullanılan ağaç türleri çeşitlilik göstermekle birlikte, en yaygın olanlar dayanıklılık ve işleme kolaylığı bakımından abanoz, meşe, ceviz, elma, armut, şimşir, sedir, ıhlamur ve güldür. Ahşap sanatı örneklerinde kullanılan desenler ve motifler büyük zenginliğe sahiptir. İslam sanatının ilk evrelerinde genel anlamda derleyici bir ifade dikkati çekerken; Türklerin Anadolu’ya beraberlerinde getirdikleri teknik ve üslupların yerli bezeme kaynaklarıyla kaynaşmasından yeni bir sentez doğar. Ahşap bezemelerde bitkisel, geometrik, yazı (hat) ve az da olsa figür tasvirleri dikkat çeker. Osmanlı’da ağaç işi sanatkârlarına “neccar” denir.

Ahşap sanatında gerek desenlerle kurulan süsleme tasarımları, gerek çeşitli tekniklerle oluşturulan bezemeler kullanılır. Osmanlı dünyasında “naht” olarak anılan ahşap oyma, en sık kullanılan tekniktir. Ahşabın üzerine çizilen desenin aralarındaki bölümlerin özel kesici aletler yardımıyla kesilip oyulması şeklinde uygulanır. Alçak kabartma, yüksek kabartma, derin oyma, eğri (mâil) kesim, şebekeli oyma, kafes oyma, dekupe gibi türleri vardır. Aynı yüzeyde farklı oyma tekniklerinin bir arada kullanıldığının görüldüğü ahşap bezemede uygulanan yöntemlerden diğeri “kakma”dır. “Tarsi” olarak da adlandırılan bu teknikte, ahşabın üzerine çizilen desene göre açılan yuvalara, yine desene uygun hazırlanıp kesilen sedef, fil dişi, kemik, bağa (kaplumbağa kabuğu), abanoz veya altın-gümüş teller gömülür veya yapıştırılır. Farklı cins ve renkte ahşabın da kakma işlerinde kullanıldığına rastlanır. Ahşap üzerine boyama yapılması camilerin konsol, kiriş ve sütunları ile evlerdeki tavan göbeklerinde sıklıkla görülür. Mavi, sarı, kırmızı gibi renkler, çoğunlukla bitkisel motifler kullanılır. Ayrıca ahşap bezeme teknikleri arasında yakma da sayılmalıdır. Ahşabın yüzeyinin yakılarak koyu renkli alanlar elde edilmesi veya ısıtılmış demir kalemle desenlerin üzerinden gidilmesi şeklinde uygulanır.

17. ve 18. yüzyıl Osmanlı ahşap işçiliğinde lake tekniğiyle yapılan eşyalar, özellikle Edirne’de sıklıkla görüldüğünden Edirnekârî (Edirne işi) adını taşır. Bir boyama-renk verme sanatı olan Edirnekârî, konutlardaki tavanlar, kapılar, dolaplar, sandık ve çekmecelerde sıklıkla görülür. Ahşap dışında mukavva ve deri üzerine de uygulanan bu teknik, zahmetli ve özen isteyen bir iştir. Öncelikle işlenecek malzemenin üstündeki pürüzler giderilir. Ardından yüzeyin sürülecek boyaları emmemesi için bir kat vernik sürülür. Vernik kuruyunca bitkisel kompozisyonlarda desenler, boyalar ve altın kullanılarak uygulanır. Boyalar kuruduktan sonra üzerine birkaç kez, arada kurumaları beklenerek lak (cila) sürülür.

En erken örnekleri 12. yüzyılda Mısır, Halep ve Anadolu’da görülen kündekârî tekniğiyse, küçük ölçüde geometrik parçaların, yapıştırma ve/veya çakma işlemi olmaksızın, yalnızca yivler yardımıyla birbirine geçirilmesidir. Bir çatma tekniği olan kündekâride çokgen, baklava ve yıldız formuna sahip, içi arabesk rölyefli ahşap parçalarla, bunları birbirine bağlayan oluklu ahşap kirişler iç içe geçerek bağlanır. Bu parçaları birbirine tutturmak için çivi veya tutkal kullanılmaz. Parçalar geçme olduğundan, ahşabın zamanla çeşitli etkenlerle kuruyup ufalmasına bağlı blok şeklinde ayrılmalar ve yarıklar oluşmaz.

Kündekârî yapımında elma, armut, ceviz, şimşir gibi dayanıklı ağaçlar kullanılır. Kimi zaman arka yüzeyde, sağlamlığı artırmak için, çerçeve veya kasnak bulunur. Minber aynaları, kapı ve pencere kanatları, kürsü gibi alanlara uygulanır. Yapımı güç ve özen isteyen bir teknik olduğundan, görünüşü hakiki kündekârîye benzeyen ama çatma-geçme yöntemiyle değil çakma, kabartma, yapıştırma, oyma gibi yöntemlerle kündekârî görünümü verilmiş eserlere de rastlanır. Bunlara “taklit/sahte kündekârî” denir.

Günümüzde ahşap sanatları, usta-çırak ilişkisiyle geleneksel yöntem ve malzemeler kullanılarak sürdürülmektedir.

Anadolu Selçuklu sanatı 12. yüzyılda Saltuklu, Artuklu, Danişmentli sanatları ile çağdaş bir hazırlık dönemi geçirmiştir, ancak 14. Yüzyılda bir üslup olarak belirerek bol ve zengin verilerle ortaya çıkmıştır. 1243 Moğol istilası Selçuklu sanatının gelişimini engelleyememiştir. Selçuklu sanatının çeşitli eserleri arasında ağaç işçiliği önemli bir yer tutar. İslam uygarlığının izlerini taşıyan ağaç eserler; kapı, pencere, dolap kapakları, minberler, kürsüler ve rahlelerdir. Selçuklu devri ağaç işçiliğinde genellikle oyma tekniği kullanılmıştır. Bu teknikte süsleme, gölgede kalan zeminin üzerinde kabartma halinde belirir. Bazen süsleme iki tabaka halinde ayrılıp, zemin tamamen gizlenir. Geometrik süsleme ve özellikle rumili kompozisyon, süslemenin ana temasını teşkil eder. Bu süsleme grubunu zenginleştiren ve Selçuklu sanatının bir özelliği haline gelmiş olan insan ve hayvan figürleridir. Selçuklu devri ağaç işlerinde tavus kuşu, mühr-i Süleyman ve servi motifleri de bolca kullanılmıştır. Konya Alaeddin Camii, Manisa Ulu Camii, Birgi Ulu Camii, Divriği Ulu Camii minberleri Selçukluların meydana getirdikleri en güzel ahşap eserlerdendir. Ayrıca; Selçuklu ağaç işçiliği, ahşap sandukalar üzerinde de kendini göstermektedir. Konya Mevlana Türbesi’ndeki sanduka, dönemin karakteristik bezemeleri ile süslenmiştir.

Anadolu Selçuklularında gelişen ve bu devirde en seçkin örneklerini veren ahşap sanatı, güzel işçiliği ve gelişmiş süsleme özellikleriyle karşımıza çıkar. Tekniklerde çeşitlilik görülmekle birlikte, en yaygın olarak kullanılan kündekârî tekniğidir.

İslam sanatında en erken 12 . yüzyılda Mısır, Halep ve Anadolu’ da görülen tekniğin bu üç merkezde birbirlerine paralel olarak geliştiği tahmin ediliyor.

Mısır’da Fatımîlerle birlikte ilk örneklerini veren kündekârî tekniği, Memluk devrinde fazlalaşmıştır. 14. yüzyıla tarihlenen Siirt Ulu Camii minberi ve 1370 tarihli Birgi Ulu Camii minberi hakiki kündekârî tekniğinde yapılmış iyi birer örnektir. Ayrıca, İslam sanatında bilinen beş ahşap mihraptan birisi olan Ürgüp Damseköy Taşkın Paşa Camii mihrabı (14. yy) devrin hemen hemen en seçkin örneklerinden birisidir.

15. yüzyılda Selçuklu devleti siyasi ömrünü tamamladıktan ve aradan bir yüzyıla yakın zaman geçmesine rağmen, homojen bir yapısı olmayan Anadolu Selçuklu ahşap geleneğinin sürdüğünü görmek mümkündür.

Beylikler devri ahşap işçiliğinde bazı ayrıntılar dışında büyük ölçüde Selçuklu ahşap teknikleri ve gelenekleri sürdürülmüştür.

Erken Osmanlı döneminde Selçuklu döneminden gelen ağaç işçiliklerine yeni teknikler ilave edilmiştir. Buradaki yenilik, ahşap üzerine sedef, bağa ve fildişi gibi maddelerin kakılmasıyla meydana gelen kakma tekniğidir. Ağaç üzerine değişik renk ve cins ağaçlarla kakma yapıldığı gibi esas olarak bağa, fildişi, altın, gümüş gibi kıymetli taşlar kakılmıştır. Ağaç işçiliğinin sanat olarak tanımlanması, yapıların mimari elamanlarla süslenmesinden doğmuş olup, Osmanlılar bunu en yüksek seviyeye ulaştırmışlardır. Yumuşaklık derecesine göre şimşir, ıhlamur, meşe, ceviz, elma, armut, sedir ve abanoz ağaçlarından yararlanmışlardır.

Osmanlı sanatında, Selçukluların kullandığı oyma ve şebekeli oymadan başka, geçme ve kündekârî tekniği de geniş ölçüde uygulanmıştır. Sedef, bağa, fildişi ve hatta altın, gümüş gibi yardımcı maddelerin kakılmasıyla daha zengin, daha değişik bir ağaç işçiliği meydana gelmiştir.

Osmanlı ağaç işçiliğinin en büyük özelliği, oyma tekniğinin yanında geçme tekniğinin de kullanılmış olmasıdır. Kapılar, pencereler ve dolap kapakları geçme; rahle, çekmece, Kur’an muhafazaları ise kakma olarak yapılmaya başlanmıştır.

Osmanlı ağaç işçiliğinde bezeme olarak Rumili kompozisyonların yanı sıra, sık sık çiçek motifleri de kullanılmaya başlanmıştır. 16. yüzyıldan sonraki bezemeler, çinilerdeki bezemeler gibi daha karışık bir görünüm kazanmıştır. 17. Yüzyıl ağaç işlerinde 16. yüzyılda görülen şekiller aynen devam etmiştir. Bezemede yeni örnekler de ortaya çıkmıştır. Bu yüzyılda sadelikten yavaş yavaş uzaklaşılarak, hareketli daha göz doldurucu bir bezemeye yönelmiştir.

19. yüzyılda ağaç işlerine uygulanan sedef, bağa, fildişi gibi maddelerle örnekler daha da renkli bir görünüm kazanmıştır. Bu yüzyılda, Türk sanatının hemen hemen her dalında dikkat çeken barok ve rokoko etkileri, ağaç işlerinde de kendini göstermiştir.

Ahşap, çeşitli yapıların pencere ve kapı kanatlarında, korkuluklarında, şebekelerde, cami minberlerinde, Kur’an mahfazalarında, kürsülerde, çekmece, sanduka ve rahlelerde kullanıldığı gibi “ahşap direkli camiler” olarak isimlendirilen camilerin sütun, sütun başlığı, konsol ve kirişlerinde de geniş uygulama alanı bulur. Anadolu’da özellikle ceviz, şimşir, ıhlamur, meşe, elma, armut, sedir, abanoz ve gül ağacı kullanılmıştır.

Selçuklular ahşap çalışmalarında daha çok oyma (kabartma), şebekeli oyma ve boyama tekniklerini uygulamışlardır. Geniş ölçüde kullanılan oyma tekniğinde motifler, ağaç yüzeyi kalemle oyularak kabartma halinde meydana çıkarılmıştır. Bu tür çalışmalar, kalemin çok derine inmesi halinde “derin oyma” , meyilli çalışması halinde de “eğri kesim” diye isimlendirilmektedir.

Camilerde özellikle ahşap minberlerin büyük bir özenle işlendiği görülmektedir. Beylikler devri minberlerinin yan aynalıklarında Selçuklu devrinden beri Anadolu’da uygulanmaya başlayan kündekârî tekniğinin, çok başarılı uygulamalarını buluruz. Bir çatma tekniği olan kündekârî de sekizgen, baklava ve yıldız şeklinde olan rumî kabartmalı ahşap parçalarla, bunları oluk gibi birbirine bağlayan ahşap kirişler iç içe geçerek bağlanmıştır. Bu parçaları birbirine tutturmak için çivi veya tutkal kullanılmamıştır. Parçalar geçme olduğundan, ahşabın kurumasıyla ayrılmalar, yarılmalar oluşmaz.

Anadolu’da Selçuklularla gelişen ve orijinal bir üslup ortaya koyan ahşap işçiliği, çok başarılı örnekler vermiştir. Osmanlı ahşap ustaları da Selçuklu ve Beylikler devri ustalarını takip ederek oyma, şebekeli oyma ve kündekârî (geçme) tekniklerine ağırlık vermişlerdir. Osmanlılar, kendilerinden önce bilinen tekniklere yenilik getirmemiş, daha çok değişik üsluplarda göze hoş gelen kompozisyonlar ortaya koymuşlardır. Bununla beraber kündekârî geliştirmiş, kakma ve sedef mozaik tekniklerine geniş ölçüde yer vermişlerdir

Yüzey Oymacılığı:

Ahşap işlerinde kullanılan oyma tekniklerinin başında gelen yüzey oymacılığı, yapılışına göre kendi içinde gruplara ayrılarak sınıflandırabiliriz. Yüzeyleri zenginleştirmek, estetik bir görünüm ve belirli bir hareket vermek için yapılan bir tekniktir. Bu teknikte ucu keskin bir kalemle ağaç yüzeyi oyulmak suretiyle süsleme bütünüyle kabartma olarak ortaya çıkarılır. Kalem çok derinlere inerse derin oyma, daha eğimli çalışılırsa sathi veya mail kesim adı verilir. Kullanılan belli başlı motifler rumi, arabesk, çiçek, geometrik şekiller, geçmeler ve yazılardır.

Az derinlikli yüzey oymacılığı:

Az derinlikli yüzey oymacılığını kendi içerisinde sınıflandıracak olursak ikiye ayırabiliriz. Az derinlikli düz satıhlı yüzey oymacılığı ve az derinlikli yuvarlak satıhlı yüzey oymacılığı olarak ayırabiliriz.

Az derinlikli düz satıhlı: Ahşap yüzeyi aynı seviyede ve düz satıhlıdır.

Motiflerin derinliği yüzeyden üç ya da dört milimetreyi geçmez.

Az derinlikli yuvarlak satıhlı: Ahşap yüzeyi aynı seviyede düz ve yuvarlak satıhlıdır. Yapılacak motif ana hatlarıyla aslına uygun olur. İşlenmesi ve temizlenmesi kolaydır. Zarif görünüşü bakımından her zaman uygulanan bir oyma türüdür.

Çok derinlikli yüzey oymacılığı:

Oyma yapılacak yüzeye yüzeyden 4mm’den fazla derinliği olacak şekilde yapılan oymalara çok derinlikli yüzey oymacılığı denir. Az derinlikli, yüzey oymacılığından daha derin ve hareketli bir uygulamadır. İşlenen motifler daha canlı olarak gözükürken, motifin işlenmesi oldukça güçtür.

Çok derinlikli düz satıhlı: Ahşapta düz bir yüzey oluşturur. Motifler yüzeye derin oyma ile işlenir. Aynı eserde bazı motiflerin bu teknikle, bazıları ise motiflerin çok derinlikli yuvarlak satıhlı, oyma ile işlenerek yapıldığı görülür.Örneğin Ankara Alaeddin Camii minberi ön cephesinde kapı köşelikleri (1197–1198)

Malatya Ulu Camii minberi (13.yy), Kayseri Ulu camii minber kapısı rozetleri (1205) Amasya Burmalı minare caminin minberinin kitabesi (13.yy).Alaşehir Kileci Mescidi pencere kanatları (13.yy sonu), Ankara Ahi Şerafeddin sandukası (1350. Etnografya müzesi ) bu tekniğe ait örnekler sunulmaktadır.

Çok derinlikli yuvarlak satıhlı: Özelikle, kitabelerde, yazılarda, oymalar çok zengin bir görünüş veren ve en çok kullanılan bu ahşap tekniğinde röliyefler, engebeli yuvarlak bir yüzey meydana getirilmek üzere işlenmiştir. Bazı örneklerde kabartmalar çok yüksektir ve kafes (ajur) tekniği etkisini verir. Konya Mevlana ve İstanbul Türk İslam Eserleri Müzelerinde sergilenen çeşitli rahlelerde, Siirt Ulu camii minberi yazılarında (Ankara Etnoğrafya Müzesi), Ankara Kızılbey camii kapısında (Etnografya müzesi ), Kızılbey camii kürsüsünde (1264-83), Ankara Aslanhane Camii minberi kapılarında bu şekil oymalar görürüz. Çok bol olan bu örnekler daha çok sayıda eserlerde çoğaltılabilir.

Eğri kesim tekniği:

Bu teknik Anadolu’ da ki ahşap eserlerin bitki süslemeleri için kullanılmıştır. Bu tür oyulan kompozisyonlarda geometrik eleman bir veya iki ince yiv halinde bütün yüzeyi dolaşan çizgiler halindedir.

Kündekari Tekniği:

Genelde minberlerin yan yüzeylerinde ve kapılarda kullanılan kündekâri tekniği büyük ustalık gerektirir. İslam sanatında en erken örneklerini 12.yüzyılda Mısır, Halep ve Anadolu’da bulmaktayız. Tekniğin bu üç merkezde birbirine paralel olarak geliştiği zannedilmektedir. Kundekarinin en önemli özelliği değişen mevsim şartlarında ısı ve nem oranının değişmesinden etkilenerek ağacın çalışmamasını sağlamasıdır. Tablaların lifleri birbirine ters olarak yerleştirildiği ve biri ötekinin nem ve sıcaklıktan dolayı çalışmasına engel olduğu için, kündekâri tekniğindeki kanatlar düzlüklerini yüzyıllarca korur ve hiç çarpılmazlar. Bu teknik, küçük ölçüde geometrik parçaların birbirine geçmesi ile elde edilir. Bu parçaların ahşap suları, damarları birbirine zıt vaziyette konulduğundan, ahşabın zaman içerisinde çalışmasından doğabilecek sakıncaları bir ölçüde engel olduğu için, kapı kanatları uzun yıllar düzgünlüğünü korumuştur. Kündekâri tekniği yapılışına göre hakiki ve taklit kündekâri olarak iki ana grupta incelenebilir.

Hakiki Kündekari “ÇATMA” :

Bir Çatma Tekniği olan hakiki kündekâride sekizgen, baklava ve yıldız biçiminde olan, içi arabesk kabartmalı ahşap parçalarla bunları birbirine bağlayan oluklu ahşap kirişler içine geçerek bağlanmıştır. Bu parçaları birbirine tutturmak için çivi veya tutkal kullanılmamıştır. Parçalar geçme olduğundan ahşabın kuruyup çekmesi halinde ayrılmalar, yarıklar olmaz. Sağlamlığı sağlamak için, geçme kündekâri satıhlarının altında ahşap bir iskelet bulunur. Geometrik ahşap parçalar negatif veya pozitif geçmelerle birbirine bağlanarak yapılacak parça bir uçtan başlayarak adeta sepet örer gibi örülerek bütüne gidilir. Çok güç olan kündekâri tekniğinde işlenmiş küçük detaylı veya daha kaba örneklere rastlanabilir.

Taklit Kündekari :

Hakiki kündekârinin daha kaba ve az ustalık isteyen bir grubudur. Bu örneklerde ahşap bloklar üzerinde sekizgenler, yıldızlar, baklavalar vb. geometrik şekillere ayrılarak elde edilir. Kafesi oluşturan kirişler ahşap çıtalardan çakılmıştır.

Taklit kündekâri yapılış tekniğine göre üç gruba ayrılır.

.Çakma ve Kabartma Kündekari :

Çakma ve kabartma kündekâri tekniğinde minber yan aynalıkları veya kapı kanatları aynı ahşap bloklarının yan yana geçirilmesi ile tamamlanır. Bu ahşap bloklarda içi arabesk dekorla süslü sekizgenli, baklava ve yıldız şekilli kısımlar birer kabara ile kabartma halinde işlenmiştir. Bu çıkıntılı satıhların arasına geometrik kafesi oluşturan kinişlere çakılmıştır. Görünüşte hakiki kündekâriden güç ayrılan bir teknikte sekizgen, yıldız ve baklavalarda (ahşap blokla yekpare oldukları için) çivi yoktur, aradaki çıtalar çivi ile tutturulmuştur. Ahşap blokların kuruyup küçülmesi halinde panoların arasına boydan boya ayrıklar görülür. Bu taklit kündekârinin aslına en yaklaşan ve ustalık isteyen güzel bir örnektir. Ankara Alaeddin (1197–1198),Kayseri Ulu (1205), Kayseri Huand Hatun (1237),Ankara Kızılbey (13.yy Ankara Etnografya Müzesinde ), Divriği Ulu (1228–299),Ankara Arslanhane (1289–90) Çoruh ULU (1306),Cami minberleri bu teknikle işlenmiş örneklerdir.

Tamamen Çakma ve Yapıştırma Kündekâri :

Tamamen çakma ve yapıştırma kündekâri, taklit gurubun daha kaba ve az ustalık isteyen örneklerini sunar. Bu işçilikte ahşap bloklar üzerine sekizgenler, yıldızlar baklavalar ve geometrik kafesi meydana getiren ahşap kirişler çakılmıştır. Örnekler geç devirdendir. Ankara Ahi Elvan Camii minberi (1382),Merzifon Çelebi Sultan Mehmet Medresesi dış kapısı (15.yy) ve Amasya Mehmet Paşa camii kapısı(Amasya Gök Medrese camii Müzesi) bu teknik için örnek gösterilebilir. Görünüşte, çakma kabartmalı kündekâriye benzemeyen bu gruba ait örnekler daha çok olmalıdır. Ancak geometrik kafesin içindeki parçaların dökülmesi ile anlaşılabildiğinden saptanması güçtür. Ahşap blokların kuruyup küçülmesiyle burada da blokların arasında ayrıklar görülür.

Tamamen kabartmalı kündekâri :

Tamamen kabartmalı kündekâri oldukça yaygındır. Daha az kalınlığı olan pencere kepengi, kapı ve minber kapılarının altında kullanmışlardır. En bol örnekleri veren bu grupta sekizgenler bloğun kabartması halindedir. Kabartmalar fazla yüksek değildir. Geometrik kafesi ile arabeskli iç dolguları belirli bir düzey ayrımı göstermez. Bu tip malzemede ahşabın kuruması ile çeşitli yönde yarılmalar olabilir. Ankara Etnografya Müzesinde bulunan Kayseri Ulu (1205), Ankara Baklacı Baba (1268), Ankara Kuyulu Hoca Paşa (13.yy), Amasya Gök Medrese Camii kapısı(13.yy Amasya müzesinde) ) Birgi Ulu Camii pencere kanatlarından bazılarında 37(1322), Ayaş Ulu Camii minberinde (14.yy) bu tekniğin çeşitli desen ve kompozisyonla da uygulanmasını görürüz.

Kafes (Ajur) Tekniği:

Tamamen kabartmalı kündekâri oldukça yaygındır. Daha az kalınlığı olan pencere kepengi, kapı ve minber kapılarının altında kullanmışlardır. En bol örnekleri veren bu grupta sekizgenler bloğun kabartması halindedir. Kabartmalar fazla yüksek değildir. Geometrik kafesi ile arabeskli iç dolguları belirli bir düzey ayrımı göstermez. Bu tip malzemede ahşabın kuruması ile çeşitli yönde yarılmalar olabilir. Ankara Etnografya Müzesinde bulunan Kayseri Ulu (1205), Ankara Baklacı Baba (1268), Ankara Kuyulu Hoca Paşa (13.yy), Amasya Gök Medrese Camii kapısı(13.yy Amasya müzesinde) ) Birgi Ulu Camii pencere kanatlarından bazılarında 37(1322), Ayaş Ulu Camii minberinde (14.yy) bu tekniğin çeşitli desen ve kompozisyonla da uygulanmasını görürüz.

Anadolu Selçuklu ahşap işçiliğinde rastlanan özellikle minber korkuluklarında kullanılan bu teknikte, kompozisyonun ayırdığı bölmeler tamamen oyularak ortadan kalkan veya kompozisyon yalnızca, çıtalarla kafes şeklinde tamamlamadan oluşur. Ahşap çıtalar geometrik formlar, yıldızlar vb. meydana getirecek şekilde bir araya çakılmasıyla elde edilir. Ahşap parçalar çakılarak kafes biçimi verilir. Bazen kafes krişler arasına nebati motifli dolguları olan çokgen ve yıldız paftalar eklenir. Ağaç sathının motife göre yer yer oyulmasıyla ajur görüntü elde edilir. Bu çeşit oymaya şebekeli oyma da denir. Ankara Kızılbey, Arslanhane, Ahi Elvan, Beyşehir Eşrefoğlu camiindeki çeşitli minber korkuluklarında buna örnek görürüz, Ender olarak ahşap kirişlerin arasına içi arabesk dolgulu çokgenler, yıldızlar girer. Böylece kafesten daha zengin bir görünüm sağlar. Ankara Alâeddin, Kayseri Hunand Hatun Çorum Ulu Camii minberleri korkuluklarında bu şekilde ahşap işçiliği kullanılmıştır. Divriği Ulu Camii minberinde levhaya oyulan altıgen ve altı köşeli yıldız, Beyşehir Eşrefoğlu camii minber korkuluklarında çıtalarda yıldız ve sekizgen kompozisyonu yapar. Aksaray ulu camii minberindeki korkuluklar yekpare levhalara oyulmuş oniki genler geçmesi kompozisyonudur. Bu son örnekte yalnızca sekizgenler tam oyulmuş diğer bölmeler derine inmeyen bitki motifleri halinde oyulmuştur. Eşrefoğlu minber Korkulukları, Birgi Ulu Camii minberinde aynı kompozisyon ve teknik içinde tekrarlanır.

14. ve 15. yy’ da Osmanlılarda çok yaygın olan bu teknik ahşap üzerine sedef, fildişi, bağa gibi maddeler ince plakalar halinde aplike edilerek kenarları filetolarla süslenir. Kakma da kullanılan malzeme yan yana da yapıştırılabilir yada ağaç satıha açılan yuvalara gömmede yapılabilir.Koltuk, sehpa,ayna çerçevesi gibi mobilyalarda çok yaygın kullanılmıştır.

Boyama tekniği:

Ahşap işlerinde oymanın yanında isteğe bağlı olarak boyama tekniği de kullanılmıştır. Selçuklularda mimari unsurların süslenmesi ile başlayan bu teknik, Osmanlılarda 17. VE 18.yüzyıla doğru gelişme göstererek kündekari taklidi olarak kapı ve minberlerde, geometrik paftaların nebati motifleri boyama ile yapılmıştır. 18.yüzyıl dan sonra Avrupa kaynaklı çiçek, meyve gibi tasvirler sivil ahşap mimari elemanları süslemede kullanılmıştır.

Ahşap Atölyesinde Kullanılan El Aletleri:

Asırlar boyunca insanlar işlerini daha kolay ve daha etkili olarak yapabilmek için kalıplar ve araçlar icat etmişlerdir.

Bu araçlara genellikle alet denir. Bunlar çok çeşitli olup bir kısmı gayet basit diğer bir kısmı ise oldukça karışıktır. Kompleks araçlar daha ziyade makine diye sınıflandırılır. Birçok makineler şaşılacak derecede geliştirilmiştir. Alet ve makineler, bir işin yapılışında büyük ölçüde mekaniksel üstünlük, hassasiyet, sürat verim ve bazen güvenlik sağlar. Uygun aletleri seçip kullanan bir kimse iyi bir iş yapabilir, fakat aksine olarak, sadece işçiliğe güvense veya kaba ve ilkel aletler kullanılmış olsa, belki de bir şey yapamazdı. İnsanlar, daha büyük verim sağlamak için yaptığı çalışmalarla eski aletleri geliştirmekte ve yenilerini icat etmektedir. Bugünkü konstrüksiyon metotlarında, yeni gereçlerin kullanılması aletlerin kalite ve görünüşü ile birlikte verimliliğini de artırmıştır. Aletler ve özel fonksiyonları mekaniğin basit makinelerdeki prensiplerine göre sınıflandırılır.

Nitekim ağaç işlerinde kullanılan kesici aletler (bıçaklar, testereler, rendeler ve düz kalemler) kama şeklinde çakma ve vidalama aletleri (çekiçler, otomatik tornavidalar ve matkap kolları) sırası ile kaldıraç, eğik düzlem ve volan ve mile örneklerdir. Kama, eğik düzlem ve vidanın uygulanması ise delme aletlerdir. Gerçekten, bazı aletler birkaç basit makinenin bileşiminden meydana getirilmiştir. Komplike motorlu aletler, mekanikte görülen altı basit makineden her birinin uygulanması ile elde edilir. Bunlar; kama, kaldıraç, eğik düzlem vida, çark ve mili ile makaradır. Ağaç işleri aletlerinin adı ve yapılan işe göre sınıflandırılması, bunların kullanılış ve amaçlarını belirtir, böylece tornavida bir vidalama aleti; testere bir kesme aleti; gönye ise kontrol ve markalama aletidir. Bir aletin işleyiş prensibine uyan basit makineler hakkında edinilecek bilgiler, mekaniksel üstünlük ve verim sağlamak için bu aletin ve esas parçalarının işleyişini kavramamıza yardım eder. Ağaç işleri aletleri yapılan işe göre: ölçme, markalama ve kontrol, kesme ve delme, vidalama, çakma, tutturma ve sıkma ve bileme aletleri olarak sınırlandırılır. Ölçme, markalama ve kontrol aletleri dışında kalan bütün aletler kaldıraç, kama eğik düzlem, volan ve mile, marka ve vidaya ait örneklerdir.

Kama: Bıçaklar, rendeler, düz kalemler, oyma kalemleri, eğeler, testereler, el baltaları gibi aletlerin ağız ve dişleri ile çeşitli matkapların kesici ağızları kama örnekleridir. Dişli olanlarda bir seri kesici kamalar vardır. Ağaç işleri kesme aletleri kesme aletlerinin kamaları, ağaç liflerini kesme, parçalama, kazma ve yarma suretiyle birbirinden ayırır.

Kaldıraç: Kuvvet veya basınç isteyen bazı aletlerinin kullanılmasında kaldıraçtan yararlanılır. Bazen dayanma noktası kolun bir kısmı üzerindedir. Bazen de bu aletin bilhassa yapılmış bir özelliğidir. Zımba kolları, kerpetenler, penseler, mengene sapları ve çekiç kaldıraçlardan bazı örneklerdir.